Aylin
New member
Alice, Deliler Ülkesi’nden Bir Kadın: Stratejik Çözümler mi, Yoksa Sadece Çay Partisi mi?
Selam forumdaşlar! Bugün, hepimizin bildiği ama kimimizin derinlemesine anlamadığı bir karakteri ele alacağım: Alice! Evet, o meşhur deliler ülkesinin ilginç, hayal gücü geniş, birazcık da kafası karışmış kızı… Hepimizin bir şekilde hayatına dokunan, bazen kaybolduğu deliklerden çıkıp bizi de götüren o fantastik karakter. Ama gerçekten Alice kimdir? Sadece bir rüya mı, yoksa çözüm odaklı bir kahraman mı? Bilmiyorum ama, bir şey kesin: Yaşadıklarını biz olsaydık, sanırım çoktan akıl hastanesine yatırılabilirdik!
Şimdi biraz Alice’i, bu "hayal gücü sınırlarını zorlayan" kızı daha yakından inceleyelim. Ama dikkat! Stratejik düşünme, çözüm odaklı yaklaşım ve bir de tabii biraz mizah olacak, çünkü Alice'in dünyası da tıpkı bizler gibi bir tür "kuralları olmayan" bir yer!
Deliler Ülkesi: Strateji ve Akıl mı, Yoksa Kaos ve Çay Partisi mi?
Alice’in hikayesini düşündüğümde aklıma gelen ilk şey: "Bu kadın kesinlikle hiçbir mantıklı stratejiye dayalı bir plan yapmıyor!" Ama sonra bir bakıyorum, "Evet ama... oradaki çılgınlıkla nasıl başa çıkacak?" diye de düşünüyorum. Düşünsenize, bir gün şapkasız bir adamla tanışıyorsunuz, ertesi gün ise bir tavşan size saatin neden geç olduğunu anlatıyor! Tabii bir de çay partileri var! Çay partisi mi? Yani günün sonunda herkesin kafası karışmış, birileri sürekli saatini soruyor, diğerleri ise "Çay mı? Yok, teşekkürler!" diyip sürekli bir şeyler konuşuyor. Alice burada kesinlikle strateji yapmaz. Ama belki de olay budur: Stratejiyi bir kenara bırakıp sadece hayal gücüne bırakmak ve akışa teslim olmak.
Peki ama, Alice'i biraz stratejik gözle değerlendirmek gerekirse ne oluyor? Hadi diyelim bir kriz durumu var, mesela bir çay partisine davet edildiniz ve hiç tanımadığınız bir tavşanla aynı masada oturuyorsunuz. Çözüm odaklı bir erkek olarak ne yaparsınız? "Hadi bir yolunu bulup kaçalım!" diye düşünürsünüz, değil mi? Ama Alice? O "Kaçmak yerine, belki biraz daha çay içebiliriz?" diyerek, işi daha karmaşık hale getirir. Bir kadının empatik yaklaşımını baz alırsak, Alice aslında kendi iç dünyasında bir çözüm bulmuş olabilir: "Çay iç, soruları unut, kendini kaybet." Zaten kaybolmuş bir insan, daha neyi kaybeder ki?
Alice’in Gerçek Dünyada Becerileri: İlişkilerde Gözlemci, Ama Nasıl Bir Gözlemci!
Alice’i deliler ülkesindeki ilişkiler açısından incelemeyi düşündüm ve aklıma şu geldi: Alice, kendini tanımadığı ve çoğu zaman da tuhaf ilişkiler içinde buluyor. Bir tavşanla oturuyor, şapkacıyla sohbet ediyor, ve tabii ki en başta kendisini en büyük problemi olan "gerçek dünyaya" dönmeye çalışan bir kız olarak buluyor. Peki ama, bizler bu durumda ne yapardık? Hadi biraz empatik yaklaşalım ve bir kadının gözünden bakalım. "Belki bir çözüm vardır?" derdik. Hani klasik, kadınların dünyasında olan "Hadi biz bir yolunu bulalım" düşüncesi... Ancak Alice’in durumu biraz farklı.
Her şeyin sürekli değiştiği, mantığın yerini çılgın düşüncelerin aldığı bir dünyada, Alice’in tam olarak hangi duygusal sinyalleri takip ettiğini söylemek zor. Bir bakıyorsunuz, rüya dünyasında, tavşanla derin sohbetler yaparken; bir bakıyorsunuz, zorlu bir karar verme noktasında. Kendini gerçekten tanıyan bir karakter olarak mı görmeliyiz? Yoksa hayal gücünün ürünlerinin peşinden koşan bir hayalperest olarak mı?
Alice'in ilişkilerde nasıl davrandığına gelirsek: Kadınlar, çoğunlukla ilişkilerde biraz daha empatik ve dikkatli yaklaşır. “Hadi bir çözüm bulalım” derken, her olayı birbirine bağlayıp dengeyi sağlamaya çalışır. Alice de, bu empatik bakış açısıyla, her türlü garipliği bir şekilde anlıyor ve sonunda bir şekilde çözüme kavuşuyor. Tabii, her şeyin sonu çayla ve delilerle bitiyor ama olsun, çözüm bulduğu kesin.
Alice’i Daha Derinden Anlamak: Çözüm Bulma vs. Kaos Yönetimi!
Alice’i derinlemesine incelediğimizde, onun aslında bir “çözüm arayışı” içinde olduğunun farkına varıyoruz. Ama bu çözüm genelde, kaosla başa çıkma şeklinde oluyor. Yani, insanları ve ilişkileri çözmek için “çok mantıklı” bir yaklaşım sergilemiyor. Ama bu, Alice’in daha "gerçekçi" bir çözüm sunmadığı anlamına gelmiyor. O, kendi dünyasında, yaşadığı çılgınlıkların ve garipliğin içinde bir çözüm buluyor; ve belki de bizim en büyük dersimiz burada gizli. Zaman zaman ne kadar çözüme odaklanırsak odaklanalım, bazen sadece durup “çayı içmek” de bir çözüm olabilir!
Hadi hep birlikte tartışalım, forumdaşlar: Alice gerçekten akıl ve mantıkla mı hareket ediyor, yoksa çözüm bulmaya çalışırken sadece kaosla mı başa çıkıyor? Hangi yaklaşım daha doğru? Hem erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını hem de kadınların empatik tavırlarını birleştirerek, Alice’in dünyasında ne yapardınız? Alice’in dünyasında bir gün geçirseydiniz, çözüm odaklı mı olur, yoksa olaylara sadece eğlenceli bir bakışla mı yaklaşırdınız?
Hadi, bu eğlenceli tartışmayı başlatalım! Yorumlarınızı bekliyorum!
Selam forumdaşlar! Bugün, hepimizin bildiği ama kimimizin derinlemesine anlamadığı bir karakteri ele alacağım: Alice! Evet, o meşhur deliler ülkesinin ilginç, hayal gücü geniş, birazcık da kafası karışmış kızı… Hepimizin bir şekilde hayatına dokunan, bazen kaybolduğu deliklerden çıkıp bizi de götüren o fantastik karakter. Ama gerçekten Alice kimdir? Sadece bir rüya mı, yoksa çözüm odaklı bir kahraman mı? Bilmiyorum ama, bir şey kesin: Yaşadıklarını biz olsaydık, sanırım çoktan akıl hastanesine yatırılabilirdik!
Şimdi biraz Alice’i, bu "hayal gücü sınırlarını zorlayan" kızı daha yakından inceleyelim. Ama dikkat! Stratejik düşünme, çözüm odaklı yaklaşım ve bir de tabii biraz mizah olacak, çünkü Alice'in dünyası da tıpkı bizler gibi bir tür "kuralları olmayan" bir yer!
Deliler Ülkesi: Strateji ve Akıl mı, Yoksa Kaos ve Çay Partisi mi?
Alice’in hikayesini düşündüğümde aklıma gelen ilk şey: "Bu kadın kesinlikle hiçbir mantıklı stratejiye dayalı bir plan yapmıyor!" Ama sonra bir bakıyorum, "Evet ama... oradaki çılgınlıkla nasıl başa çıkacak?" diye de düşünüyorum. Düşünsenize, bir gün şapkasız bir adamla tanışıyorsunuz, ertesi gün ise bir tavşan size saatin neden geç olduğunu anlatıyor! Tabii bir de çay partileri var! Çay partisi mi? Yani günün sonunda herkesin kafası karışmış, birileri sürekli saatini soruyor, diğerleri ise "Çay mı? Yok, teşekkürler!" diyip sürekli bir şeyler konuşuyor. Alice burada kesinlikle strateji yapmaz. Ama belki de olay budur: Stratejiyi bir kenara bırakıp sadece hayal gücüne bırakmak ve akışa teslim olmak.
Peki ama, Alice'i biraz stratejik gözle değerlendirmek gerekirse ne oluyor? Hadi diyelim bir kriz durumu var, mesela bir çay partisine davet edildiniz ve hiç tanımadığınız bir tavşanla aynı masada oturuyorsunuz. Çözüm odaklı bir erkek olarak ne yaparsınız? "Hadi bir yolunu bulup kaçalım!" diye düşünürsünüz, değil mi? Ama Alice? O "Kaçmak yerine, belki biraz daha çay içebiliriz?" diyerek, işi daha karmaşık hale getirir. Bir kadının empatik yaklaşımını baz alırsak, Alice aslında kendi iç dünyasında bir çözüm bulmuş olabilir: "Çay iç, soruları unut, kendini kaybet." Zaten kaybolmuş bir insan, daha neyi kaybeder ki?
Alice’in Gerçek Dünyada Becerileri: İlişkilerde Gözlemci, Ama Nasıl Bir Gözlemci!
Alice’i deliler ülkesindeki ilişkiler açısından incelemeyi düşündüm ve aklıma şu geldi: Alice, kendini tanımadığı ve çoğu zaman da tuhaf ilişkiler içinde buluyor. Bir tavşanla oturuyor, şapkacıyla sohbet ediyor, ve tabii ki en başta kendisini en büyük problemi olan "gerçek dünyaya" dönmeye çalışan bir kız olarak buluyor. Peki ama, bizler bu durumda ne yapardık? Hadi biraz empatik yaklaşalım ve bir kadının gözünden bakalım. "Belki bir çözüm vardır?" derdik. Hani klasik, kadınların dünyasında olan "Hadi biz bir yolunu bulalım" düşüncesi... Ancak Alice’in durumu biraz farklı.
Her şeyin sürekli değiştiği, mantığın yerini çılgın düşüncelerin aldığı bir dünyada, Alice’in tam olarak hangi duygusal sinyalleri takip ettiğini söylemek zor. Bir bakıyorsunuz, rüya dünyasında, tavşanla derin sohbetler yaparken; bir bakıyorsunuz, zorlu bir karar verme noktasında. Kendini gerçekten tanıyan bir karakter olarak mı görmeliyiz? Yoksa hayal gücünün ürünlerinin peşinden koşan bir hayalperest olarak mı?
Alice'in ilişkilerde nasıl davrandığına gelirsek: Kadınlar, çoğunlukla ilişkilerde biraz daha empatik ve dikkatli yaklaşır. “Hadi bir çözüm bulalım” derken, her olayı birbirine bağlayıp dengeyi sağlamaya çalışır. Alice de, bu empatik bakış açısıyla, her türlü garipliği bir şekilde anlıyor ve sonunda bir şekilde çözüme kavuşuyor. Tabii, her şeyin sonu çayla ve delilerle bitiyor ama olsun, çözüm bulduğu kesin.
Alice’i Daha Derinden Anlamak: Çözüm Bulma vs. Kaos Yönetimi!
Alice’i derinlemesine incelediğimizde, onun aslında bir “çözüm arayışı” içinde olduğunun farkına varıyoruz. Ama bu çözüm genelde, kaosla başa çıkma şeklinde oluyor. Yani, insanları ve ilişkileri çözmek için “çok mantıklı” bir yaklaşım sergilemiyor. Ama bu, Alice’in daha "gerçekçi" bir çözüm sunmadığı anlamına gelmiyor. O, kendi dünyasında, yaşadığı çılgınlıkların ve garipliğin içinde bir çözüm buluyor; ve belki de bizim en büyük dersimiz burada gizli. Zaman zaman ne kadar çözüme odaklanırsak odaklanalım, bazen sadece durup “çayı içmek” de bir çözüm olabilir!
Hadi hep birlikte tartışalım, forumdaşlar: Alice gerçekten akıl ve mantıkla mı hareket ediyor, yoksa çözüm bulmaya çalışırken sadece kaosla mı başa çıkıyor? Hangi yaklaşım daha doğru? Hem erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımını hem de kadınların empatik tavırlarını birleştirerek, Alice’in dünyasında ne yapardınız? Alice’in dünyasında bir gün geçirseydiniz, çözüm odaklı mı olur, yoksa olaylara sadece eğlenceli bir bakışla mı yaklaşırdınız?
Hadi, bu eğlenceli tartışmayı başlatalım! Yorumlarınızı bekliyorum!