Aylin
New member
Bu durum Dergâh'ın belirli bir düşünsel geleneğe sahip olduğunu gösteriyor. Bunu gizlemek yerine açıkça konuşmak daha sağlıklı.
Nitekim yayınevinin kendisi de yayıncı ve yazarın takip ettiği yayın çizgisiyle “bir taraftır”, bir fikir ve bakış açısı ortaya koyduğunu ifade ediyor. DERGAH YAYINLARI
Bence burada eleştirilmesi gereken nokta, belirli bir düşünce geleneğine sahip olmak değil. Her ciddi kültür dergisinin az veya çok bir estetik ve düşünsel yönelimi vardır. Asıl soru, bu yönelimin eleştiriye ne kadar açık olduğu ve farklı görüşlerden yazarların dergide kendilerine ne ölçüde yer bulabildiğidir.
2016'da Ali Ayçil'in Anadolu Ajansı'na verdiği röportaj da bu tartışmanın önemli bir örneği. Ayçil, Türkiye'deki edebiyat ortamının sağa ve sola yatkın iki ayrı kesime bölündüğünü, birbirlerinin dünyasına yeterince ilgi göstermediğini savunmuştu. Anadolu Ajansı
Bu açıklama bize başka bir soru sorduruyor: Dergâh, kendi düşünsel çevresini güçlendiren bir kültür alanı mı oluşturuyor, yoksa farklı çevreler arasında gerçek bir edebî karşılaşma zemini mi kuruyor?
Bunun cevabı yalnızca derginin kendisi okunarak ve yazar listeleri incelenerek daha sağlıklı verilebilir.
Eleştirel Bakış: Güçlü Taraflar ve Tartışmalı Noktalar
Dergâh'ın güçlü taraflarından biri, uzun soluklu olması. 1990'da başlayan dergi bugün hâlâ yayın hayatında ve yayınevinin arşivinde eski sayılara ilişkin kayıtlar bulunuyor. Örneğin 2019'da yayımlanan 349. sayı, derginin 30. cildinin başlangıcı olarak kaydedilmiş. DERGAH YAYINLARI
Uzun ömür, edebiyat dünyasında başlı başına dikkate değer bir durumdur. Çünkü birçok edebiyat dergisi birkaç sayı veya birkaç yıl sonra kapanabiliyor.
İkinci güçlü taraf, yayıncılık ile dergiciliğin birbirini beslemesi. Dergâh Yayınları'nın kataloğunda Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Mustafa Kutlu, İnci Enginün ve başka birçok önemli ismin eserleri bulunuyor. DERGAH YAYINLARI
Ancak bunun beraberinde getirdiği bir tartışma da var: Aynı kültürel çevrenin hem dergi hem yayınevi hem de kitap üretimi üzerinde güçlü olması, editoryal çeşitlilik açısından nasıl sonuçlar doğuruyor?
Bu otomatik olarak bir sorun değildir. Fakat eleştirel medya okuryazarlığı açısından üzerinde durulması gereken bir noktadır.
Bir yayın çevresinin güçlü olması, aynı zamanda kendi dışındaki edebî çevrelerle ilişkisini daha dikkatli incelemeyi gerektirir.
Kadın ve Erkeklerin Yaklaşımları Meselesine Daha Dikkatli Bakmak
Forumlarda bu tür kültürel tartışmalar bazen kadınların ve erkeklerin olaylara farklı baktığı yönünde genellemelere kayabiliyor. Burada dikkatli olmak gerekiyor.
Erkeklerin daha stratejik veya çözüm odaklı, kadınların ise daha empatik ve ilişkisel olduğu yönündeki ifadeler, bireysel farklılıkları açıklayan bilimsel bir kural olarak kullanılmamalı. İnsanların editoryal tercihleri cinsiyetten çok eğitim, meslek, kişilik, deneyim, kültürel çevre ve bireysel bakış açısıyla şekillenebilir.
Bununla birlikte yayıncılık pratiğinde farklı bakışların bulunması önemlidir. Bir editör daha çok yapısal bütünlüğe, yayın takvimine ve metnin teknik niteliğine odaklanabilirken başka bir editör yazarla kurulan ilişkiye, genç bir yazarın cesaretlendirilmesine veya metnin duygusal etkisine daha fazla önem verebilir.
Bunları erkek-kadın kalıplarına hapsetmek yerine farklı editoryal yaklaşımlar olarak görmek daha doğru.
Dergâh'ın kendi tarihçesinde genç kadın yazarların da derginin yetiştirdiği isimler arasında bulunmasının ayrıca olumlu bir unsur olarak belirtilmesi dikkat çekici. DERGAH YAYINLARI
Dolayısıyla tartışılması gereken şey “erkekler mi, kadınlar mı daha iyi editör olur?” değil; “bir edebiyat dergisinin farklı deneyimlere ve seslere erişimi ne kadar geniş?” sorusudur.
“Dergâh Kimin?” Sorusunun Daha Doğru Cevabı
Toparlarsam, eldeki kaynaklara göre Dergâh dergisini Dergâh Yayınları'nın yayıncılık geleneği içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Bu yapının tarihsel kuruluşunda ve gelişiminde Ezel Erverdi belirleyici isimlerden biri. Dergi 1990'da Mustafa Kutlu, Ezel Erverdi, İsmail Kara, İsmet Özel ve başka isimlerin katkılarıyla ortaya çıktı. DERGAH YAYINLARI
Uzun yıllar Mustafa Kutlu'nun editoryal emeği öne çıktı; 2016'dan itibaren genel yayın yönetmenliği Ali Ayçil'e geçti. İzdiham+1
Dolayısıyla “Dergâh dergisi Ezel Erverdi'nindir” demek tarihsel bağlam açısından tamamen temelsiz değildir; fakat derginin kurumsal yapısını, editoryal tarihini ve sonraki yöneticilerini tek bir kişiye indirgemek eksik bir anlatım olur.
Benim açımdan asıl ilginç olan da burada başlıyor. Bir derginin “kimin olduğu” kadar, hangi düşüncelere alan açtığı, kimleri dışarıda bıraktığı, genç yazarların önünü ne ölçüde açtığı ve zaman içinde kendisini yenileyip yenileyemediği daha önemli sorular.
Bir dergiyi değerlendirirken sadece sahibinin kim olduğunu bilmek yeterli mi?
Yoksa editör kadrosuna, yayımlanan yazarlara, yıllar içerisindeki değişime ve eleştiriye ne kadar alan açıldığına da bakmak mı gerekir?
Bence ikinci yol çok daha sağlıklı. Çünkü Dergâh örneğinde gördüğümüz gibi, sahiplik başka, kuruculuk başka, yayın yönetmenliği başka, derginin kültürel etkisi ise bambaşka bir mesele.
Bu ayrımları yaptığımızda Dergâh'ın Türkiye'deki edebiyat ve düşünce hayatındaki yerini daha adil ve kanıta dayalı biçimde tartışabiliriz.
Nitekim yayınevinin kendisi de yayıncı ve yazarın takip ettiği yayın çizgisiyle “bir taraftır”, bir fikir ve bakış açısı ortaya koyduğunu ifade ediyor. DERGAH YAYINLARI
Bence burada eleştirilmesi gereken nokta, belirli bir düşünce geleneğine sahip olmak değil. Her ciddi kültür dergisinin az veya çok bir estetik ve düşünsel yönelimi vardır. Asıl soru, bu yönelimin eleştiriye ne kadar açık olduğu ve farklı görüşlerden yazarların dergide kendilerine ne ölçüde yer bulabildiğidir.
2016'da Ali Ayçil'in Anadolu Ajansı'na verdiği röportaj da bu tartışmanın önemli bir örneği. Ayçil, Türkiye'deki edebiyat ortamının sağa ve sola yatkın iki ayrı kesime bölündüğünü, birbirlerinin dünyasına yeterince ilgi göstermediğini savunmuştu. Anadolu Ajansı
Bu açıklama bize başka bir soru sorduruyor: Dergâh, kendi düşünsel çevresini güçlendiren bir kültür alanı mı oluşturuyor, yoksa farklı çevreler arasında gerçek bir edebî karşılaşma zemini mi kuruyor?
Bunun cevabı yalnızca derginin kendisi okunarak ve yazar listeleri incelenerek daha sağlıklı verilebilir.
Eleştirel Bakış: Güçlü Taraflar ve Tartışmalı Noktalar
Dergâh'ın güçlü taraflarından biri, uzun soluklu olması. 1990'da başlayan dergi bugün hâlâ yayın hayatında ve yayınevinin arşivinde eski sayılara ilişkin kayıtlar bulunuyor. Örneğin 2019'da yayımlanan 349. sayı, derginin 30. cildinin başlangıcı olarak kaydedilmiş. DERGAH YAYINLARI
Uzun ömür, edebiyat dünyasında başlı başına dikkate değer bir durumdur. Çünkü birçok edebiyat dergisi birkaç sayı veya birkaç yıl sonra kapanabiliyor.
İkinci güçlü taraf, yayıncılık ile dergiciliğin birbirini beslemesi. Dergâh Yayınları'nın kataloğunda Nurettin Topçu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Mustafa Kutlu, İnci Enginün ve başka birçok önemli ismin eserleri bulunuyor. DERGAH YAYINLARI
Ancak bunun beraberinde getirdiği bir tartışma da var: Aynı kültürel çevrenin hem dergi hem yayınevi hem de kitap üretimi üzerinde güçlü olması, editoryal çeşitlilik açısından nasıl sonuçlar doğuruyor?
Bu otomatik olarak bir sorun değildir. Fakat eleştirel medya okuryazarlığı açısından üzerinde durulması gereken bir noktadır.
Bir yayın çevresinin güçlü olması, aynı zamanda kendi dışındaki edebî çevrelerle ilişkisini daha dikkatli incelemeyi gerektirir.
Kadın ve Erkeklerin Yaklaşımları Meselesine Daha Dikkatli Bakmak
Forumlarda bu tür kültürel tartışmalar bazen kadınların ve erkeklerin olaylara farklı baktığı yönünde genellemelere kayabiliyor. Burada dikkatli olmak gerekiyor.
Erkeklerin daha stratejik veya çözüm odaklı, kadınların ise daha empatik ve ilişkisel olduğu yönündeki ifadeler, bireysel farklılıkları açıklayan bilimsel bir kural olarak kullanılmamalı. İnsanların editoryal tercihleri cinsiyetten çok eğitim, meslek, kişilik, deneyim, kültürel çevre ve bireysel bakış açısıyla şekillenebilir.
Bununla birlikte yayıncılık pratiğinde farklı bakışların bulunması önemlidir. Bir editör daha çok yapısal bütünlüğe, yayın takvimine ve metnin teknik niteliğine odaklanabilirken başka bir editör yazarla kurulan ilişkiye, genç bir yazarın cesaretlendirilmesine veya metnin duygusal etkisine daha fazla önem verebilir.
Bunları erkek-kadın kalıplarına hapsetmek yerine farklı editoryal yaklaşımlar olarak görmek daha doğru.
Dergâh'ın kendi tarihçesinde genç kadın yazarların da derginin yetiştirdiği isimler arasında bulunmasının ayrıca olumlu bir unsur olarak belirtilmesi dikkat çekici. DERGAH YAYINLARI
Dolayısıyla tartışılması gereken şey “erkekler mi, kadınlar mı daha iyi editör olur?” değil; “bir edebiyat dergisinin farklı deneyimlere ve seslere erişimi ne kadar geniş?” sorusudur.
“Dergâh Kimin?” Sorusunun Daha Doğru Cevabı
Toparlarsam, eldeki kaynaklara göre Dergâh dergisini Dergâh Yayınları'nın yayıncılık geleneği içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Bu yapının tarihsel kuruluşunda ve gelişiminde Ezel Erverdi belirleyici isimlerden biri. Dergi 1990'da Mustafa Kutlu, Ezel Erverdi, İsmail Kara, İsmet Özel ve başka isimlerin katkılarıyla ortaya çıktı. DERGAH YAYINLARI
Uzun yıllar Mustafa Kutlu'nun editoryal emeği öne çıktı; 2016'dan itibaren genel yayın yönetmenliği Ali Ayçil'e geçti. İzdiham+1
Dolayısıyla “Dergâh dergisi Ezel Erverdi'nindir” demek tarihsel bağlam açısından tamamen temelsiz değildir; fakat derginin kurumsal yapısını, editoryal tarihini ve sonraki yöneticilerini tek bir kişiye indirgemek eksik bir anlatım olur.
Benim açımdan asıl ilginç olan da burada başlıyor. Bir derginin “kimin olduğu” kadar, hangi düşüncelere alan açtığı, kimleri dışarıda bıraktığı, genç yazarların önünü ne ölçüde açtığı ve zaman içinde kendisini yenileyip yenileyemediği daha önemli sorular.
Bir dergiyi değerlendirirken sadece sahibinin kim olduğunu bilmek yeterli mi?
Yoksa editör kadrosuna, yayımlanan yazarlara, yıllar içerisindeki değişime ve eleştiriye ne kadar alan açıldığına da bakmak mı gerekir?
Bence ikinci yol çok daha sağlıklı. Çünkü Dergâh örneğinde gördüğümüz gibi, sahiplik başka, kuruculuk başka, yayın yönetmenliği başka, derginin kültürel etkisi ise bambaşka bir mesele.
Bu ayrımları yaptığımızda Dergâh'ın Türkiye'deki edebiyat ve düşünce hayatındaki yerini daha adil ve kanıta dayalı biçimde tartışabiliriz.