Irem
New member
DÜRTÜSEL BİR ÇOCUK NASIL DAVRANIR? KÜÇÜK BİR ÇOCUĞUN BÜYÜK DUYGULARLA MÜCADELESİ
Bir çocuğun davranışlarının arkasında göremediğimiz neler olabilir?
Geçenlerde bir annenin anlattığı hikâyeyi dinlerken aklıma takılan bir soru oldu: Bir çocuk yaptığı şeyin yanlış olduğunu bildiği hâlde neden aynı davranışı tekrarlar? Neden bazen bir anda bağırır, arkadaşının elindeki oyuncağı çekip alır, sırasını bekleyemez ya da öfkeyle söylediği sözlerden birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi oyununa devam eder?
Bu soruların cevabını ararken altı yaşındaki Efe'nin hikâyesini düşünelim. Efe, dışarıdan bakıldığında hareketli, meraklı ve biraz da yaramaz bir çocuktu. Fakat onu yakından tanıyanlar, meselenin yalnızca yaramazlık olmadığını zamanla fark edecekti.
Efe'nin annesi Zeynep, bir akşam ailece yedikleri yemekte yaşananları şöyle anlatıyordu:
"Efe, daha ben tabağını masaya koymadan çatalını alıp yemeğe uzanıyor. Bir şey anlatırken sözümü kesiyor. Parkta bir çocuk salıncağa bindiğinde sırasını beklemek yerine hemen önüne geçiyor. Uyardığımda da sanki beni hiç duymamış gibi davranıyor. Sonra üzülüp özür diliyor. Ertesi gün aynı şeyleri yeniden yaşıyoruz. Bazen kendime, acaba nerede yanlış yapıyorum, diye soruyorum."
Zeynep'in anlattıkları pek çok ebeveynin kendinden bir parça bulabileceği türdendi. Ancak Efe'yi anlamak için onu yalnızca davranışlarıyla değerlendirmek yeterli değildi. Asıl mesele, o davranışların hangi ihtiyaçlardan, hangi duygulardan ve hangi gelişimsel özelliklerden kaynaklandığını keşfetmekti.
Peki, dürtüsel bir çocuk gerçekten nasıl davranır? Gelin, Efe'nin hikâyesini birlikte takip edelim.
1. BÖLÜM: EFE'NİN AKLINDAN GEÇENLER, ELLERİNDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİYORDU
Efe'nin okulunda bir gün öğretmeni sınıfa yeni bir kutu getirdi. Kutunun içinde renkli legolar, küçük arabalar ve çeşitli yapı parçaları vardı. Öğretmen, çocuklardan gruplar hâlinde bir şehir kurmalarını istedi.
Henüz açıklamasını bitirmeden Efe ayağa kalktı, kutunun yanına koştu ve en büyük parçaları toplamaya başladı.
"Ben kule yapacağım! Bu parçalar benim olsun!"
Sınıftaki diğer çocuklardan biri, Arda, itiraz etti. O da kule yapmak istiyordu. Efe, arkadaşının elindeki parçayı çekti. Arda ağlamaya başlayınca öğretmen hemen yanlarına geldi.
"Efe, arkadaşının elinden neden aldın?"
Efe'nin yüzü bir anda değişti.
"Çünkü ben önce gördüm!"
Öğretmeni, Efe'nin davranışının doğru olmadığını açıkladı. Efe başını eğdi, özür diledi ve yerine geçti. Fakat birkaç dakika sonra başka bir çocuk konuşurken yine araya girdi, ardından da sabırsızlanıp masadaki parçaları yere düşürdü.
Öğretmeni o gün Efe'nin yalnızca kuralları ihlal ettiğini değil, bekleme, sırasını koruma ve anlık isteğini erteleme konusunda zorlandığını da gözlemledi.
Dürtüsellik çoğu zaman kişinin bir düşünceyi, isteği ya da duyguyu yeterince değerlendirmeden harekete geçmesiyle ilişkilidir. Çocuklarda bu durum; söz kesme, sırada bekleyememe, düşünmeden konuşma, başkasının eşyasını izinsiz alma, tehlikeleri yeterince hesaba katmadan hareket etme veya öfke anında ani tepkiler verme şeklinde görülebilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Çocukların beyinleri, özellikle davranışlarını düzenlemelerini ve sonuçları önceden düşünmelerini sağlayan yürütücü işlevler açısından gelişmeye devam eder. Bu nedenle her sabırsızlık, her öfke patlaması veya her kural ihlali bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Efe'nin davranışlarını anlamak için bunların ne kadar sık yaşandığına, yaşına uygun olup olmadığına, ne kadar sürdüğüne ve evde ya da okulda hayatını ne ölçüde etkilediğine bakmak gerekiyordu.
Sizce de bazen bir çocuğun yaptığına hemen isim koymak yerine, o davranışın arkasındaki nedeni anlamaya çalışmak daha doğru değil mi?
2. BÖLÜM: BABASININ PLANI, ANNESİNİN FARK ETTİĞİ DUYGU
Efe'nin babası Murat, yaşananları öğrendiğinde pratik bir çözüm aramaya başladı. Bir akşam mutfak masasının üzerine bir defter koydu.
"Bak Zeynep," dedi, "Efe'nin hangi durumlarda zorlandığını yazalım. Ne zaman sabırsızlanıyor, ne zaman öfkeleniyor, öncesinde ne yaşanıyor? Bir düzen kurabilirsek ona daha iyi yardımcı olabiliriz."
Murat, işinde sorunları parçalara ayırarak çözmeye alışkındı. Ona göre mesele, gözlemlenebilir davranışları belirlemek ve uygulanabilir bir plan hazırlamaktı. Efe'nin sabah hazırlanırken hangi adımlarda zorlandığını, ödev sırasında kaç kez yerinden kalktığını ve oyunlarda hangi anlarda tartışma çıktığını kaydetmeye başladı.
Zeynep ise aynı olaylara farklı sorularla yaklaşıyordu.
"Efe arkadaşının oyuncağını aldığında önce ne hissediyor olabilir? Heyecanlandığında kendini durduramıyor mu? Bir şey istediğinde beklemek ona neden bu kadar zor geliyor? Belki de kendisini anlaşılmamış hissediyordur."
Zeynep, Efe'nin davranışlarından hemen önce yaşananları hatırlamaya çalışıyordu. Özellikle kalabalık ortamlarda, uykusuz olduğu günlerde ve bir etkinlikten diğerine hızlıca geçmesi gerektiğinde daha fazla zorlandığını fark etti.
Burada Murat'ın planlama yaklaşımı ile Zeynep'in duygusal gözlemi birbirini tamamladı. Biri davranışın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışırken diğeri çocuğun iç dünyasına odaklanıyordu.
Bu farklılıkları kadınların ve erkeklerin doğuştan gelen, değişmez özellikleri gibi değerlendirmek doğru olmaz. İnsanların problem çözme ve ilişki kurma biçimleri kişiliklerinden, yetiştirilme tarzlarından, deneyimlerinden ve toplumsal beklentilerden etkilenir. Bazı ebeveynler önce çözüm üretir, bazıları önce duyguyu anlamaya çalışır. En etkili yaklaşım çoğu zaman bu iki yolu birleştirmektir.
Murat'ın defteri, Efe'nin davranışlarının belirli koşullarda arttığını gösterdi. Zeynep'in gözlemleri ise Efe'nin heyecanlandığında ve kendisini ifade edemediğinde daha çok zorlandığını ortaya çıkardı.
Böylece aile, "Efe neden söz dinlemiyor?" sorusundan "Efe hangi durumlarda kendini yönetmekte zorlanıyor ve ona nasıl destek olabiliriz?" sorusuna geçti.
Bazen bir çocuğa yardım etmenin ilk adımı, sorduğumuz soruyu değiştirmek değil midir?
3. BÖLÜM: DÜRTÜSELLİĞİN TARİHSEL VE TOPLUMSAL YÜZÜ
Efe'nin öğretmeni, aileyle yaptığı görüşmede ilginç bir noktaya değindi. Geçmişte hareketli, sabırsız veya yerinde duramayan çocukların çoğu zaman "şımarık", "terbiyesiz" ya da "yaramaz" olarak tanımlandığını söyledi.
Çocuk gelişimine ilişkin bilimsel bilgi arttıkça davranışları yalnızca ahlaki bir mesele olarak değerlendirmenin yetersiz olduğu daha iyi anlaşılmaya başlandı. Özellikle 20. yüzyılda gelişim psikolojisi, çocukların dikkat, öz düzenleme ve davranış kontrolü becerilerinin nasıl geliştiğine ilişkin araştırmalarla önemli ölçüde ilerledi. Dürtüsellik de bu çerçevede daha kapsamlı biçimde incelenmeye başladı.
Bununla birlikte toplumsal beklentiler hâlâ çocukların nasıl değerlendirildiğini etkiliyor.
Sessizce oturan, yetişkinlerin sözünü kesmeyen ve verilen görevleri hemen yerine getiren çocuklar genellikle "uslu" olarak tanımlanıyor. Daha hareketli, çok soru soran veya beklemekte zorlanan çocuklar ise zaman zaman olumsuz etiketlerle karşılaşabiliyor.
Oysa bir çocuğun sessiz olması her zaman kendini iyi düzenleyebildiği anlamına gelmediği gibi, hareketli olması da mutlaka bir sorun yaşadığı anlamına gelmez.
Üstelik günümüz çocuklarının yaşadığı koşullar da farklı. Uzun süre oturmayı gerektiren okul düzenleri, yoğun günlük programlar, düzensiz uyku, aile içindeki stres ve sürekli değişen uyaranlar bazı çocukların kendilerini düzenlemelerini zorlaştırabilir. Bunlar her çocukta aynı sonucu doğurmaz; ancak değerlendirme yapılırken çevresel koşulların da dikkate alınması gerekir.
Efe'nin öğretmeni aileye şu cümleyi söyledi:
"Biz Efe'yi yalnızca sınıf düzenine uyum sağlayan bir çocuk hâline getirmeye çalışırsak onun neye ihtiyaç duyduğunu kaçırabiliriz. Amacımız, hem kendisini ifade edebilmesi hem de başkalarının sınırlarını öğrenebilmesi."
Bu cümle Zeynep'in aklında kaldı. Çünkü Efe'nin davranışlarını anlamak, ona her istediğini yapma özgürlüğü vermek demek değildi. Tam tersine, hem kendi duygularını yönetmeyi hem de diğer insanların haklarını gözetmeyi öğrenmesine yardımcı olmak demekti.
Bir çocuğun davranışlarının arkasında göremediğimiz neler olabilir?
Geçenlerde bir annenin anlattığı hikâyeyi dinlerken aklıma takılan bir soru oldu: Bir çocuk yaptığı şeyin yanlış olduğunu bildiği hâlde neden aynı davranışı tekrarlar? Neden bazen bir anda bağırır, arkadaşının elindeki oyuncağı çekip alır, sırasını bekleyemez ya da öfkeyle söylediği sözlerden birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi oyununa devam eder?
Bu soruların cevabını ararken altı yaşındaki Efe'nin hikâyesini düşünelim. Efe, dışarıdan bakıldığında hareketli, meraklı ve biraz da yaramaz bir çocuktu. Fakat onu yakından tanıyanlar, meselenin yalnızca yaramazlık olmadığını zamanla fark edecekti.
Efe'nin annesi Zeynep, bir akşam ailece yedikleri yemekte yaşananları şöyle anlatıyordu:
"Efe, daha ben tabağını masaya koymadan çatalını alıp yemeğe uzanıyor. Bir şey anlatırken sözümü kesiyor. Parkta bir çocuk salıncağa bindiğinde sırasını beklemek yerine hemen önüne geçiyor. Uyardığımda da sanki beni hiç duymamış gibi davranıyor. Sonra üzülüp özür diliyor. Ertesi gün aynı şeyleri yeniden yaşıyoruz. Bazen kendime, acaba nerede yanlış yapıyorum, diye soruyorum."
Zeynep'in anlattıkları pek çok ebeveynin kendinden bir parça bulabileceği türdendi. Ancak Efe'yi anlamak için onu yalnızca davranışlarıyla değerlendirmek yeterli değildi. Asıl mesele, o davranışların hangi ihtiyaçlardan, hangi duygulardan ve hangi gelişimsel özelliklerden kaynaklandığını keşfetmekti.
Peki, dürtüsel bir çocuk gerçekten nasıl davranır? Gelin, Efe'nin hikâyesini birlikte takip edelim.
1. BÖLÜM: EFE'NİN AKLINDAN GEÇENLER, ELLERİNDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİYORDU
Efe'nin okulunda bir gün öğretmeni sınıfa yeni bir kutu getirdi. Kutunun içinde renkli legolar, küçük arabalar ve çeşitli yapı parçaları vardı. Öğretmen, çocuklardan gruplar hâlinde bir şehir kurmalarını istedi.
Henüz açıklamasını bitirmeden Efe ayağa kalktı, kutunun yanına koştu ve en büyük parçaları toplamaya başladı.
"Ben kule yapacağım! Bu parçalar benim olsun!"
Sınıftaki diğer çocuklardan biri, Arda, itiraz etti. O da kule yapmak istiyordu. Efe, arkadaşının elindeki parçayı çekti. Arda ağlamaya başlayınca öğretmen hemen yanlarına geldi.
"Efe, arkadaşının elinden neden aldın?"
Efe'nin yüzü bir anda değişti.
"Çünkü ben önce gördüm!"
Öğretmeni, Efe'nin davranışının doğru olmadığını açıkladı. Efe başını eğdi, özür diledi ve yerine geçti. Fakat birkaç dakika sonra başka bir çocuk konuşurken yine araya girdi, ardından da sabırsızlanıp masadaki parçaları yere düşürdü.
Öğretmeni o gün Efe'nin yalnızca kuralları ihlal ettiğini değil, bekleme, sırasını koruma ve anlık isteğini erteleme konusunda zorlandığını da gözlemledi.
Dürtüsellik çoğu zaman kişinin bir düşünceyi, isteği ya da duyguyu yeterince değerlendirmeden harekete geçmesiyle ilişkilidir. Çocuklarda bu durum; söz kesme, sırada bekleyememe, düşünmeden konuşma, başkasının eşyasını izinsiz alma, tehlikeleri yeterince hesaba katmadan hareket etme veya öfke anında ani tepkiler verme şeklinde görülebilir.
Ancak önemli bir ayrıntı var: Çocukların beyinleri, özellikle davranışlarını düzenlemelerini ve sonuçları önceden düşünmelerini sağlayan yürütücü işlevler açısından gelişmeye devam eder. Bu nedenle her sabırsızlık, her öfke patlaması veya her kural ihlali bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Efe'nin davranışlarını anlamak için bunların ne kadar sık yaşandığına, yaşına uygun olup olmadığına, ne kadar sürdüğüne ve evde ya da okulda hayatını ne ölçüde etkilediğine bakmak gerekiyordu.
Sizce de bazen bir çocuğun yaptığına hemen isim koymak yerine, o davranışın arkasındaki nedeni anlamaya çalışmak daha doğru değil mi?
2. BÖLÜM: BABASININ PLANI, ANNESİNİN FARK ETTİĞİ DUYGU
Efe'nin babası Murat, yaşananları öğrendiğinde pratik bir çözüm aramaya başladı. Bir akşam mutfak masasının üzerine bir defter koydu.
"Bak Zeynep," dedi, "Efe'nin hangi durumlarda zorlandığını yazalım. Ne zaman sabırsızlanıyor, ne zaman öfkeleniyor, öncesinde ne yaşanıyor? Bir düzen kurabilirsek ona daha iyi yardımcı olabiliriz."
Murat, işinde sorunları parçalara ayırarak çözmeye alışkındı. Ona göre mesele, gözlemlenebilir davranışları belirlemek ve uygulanabilir bir plan hazırlamaktı. Efe'nin sabah hazırlanırken hangi adımlarda zorlandığını, ödev sırasında kaç kez yerinden kalktığını ve oyunlarda hangi anlarda tartışma çıktığını kaydetmeye başladı.
Zeynep ise aynı olaylara farklı sorularla yaklaşıyordu.
"Efe arkadaşının oyuncağını aldığında önce ne hissediyor olabilir? Heyecanlandığında kendini durduramıyor mu? Bir şey istediğinde beklemek ona neden bu kadar zor geliyor? Belki de kendisini anlaşılmamış hissediyordur."
Zeynep, Efe'nin davranışlarından hemen önce yaşananları hatırlamaya çalışıyordu. Özellikle kalabalık ortamlarda, uykusuz olduğu günlerde ve bir etkinlikten diğerine hızlıca geçmesi gerektiğinde daha fazla zorlandığını fark etti.
Burada Murat'ın planlama yaklaşımı ile Zeynep'in duygusal gözlemi birbirini tamamladı. Biri davranışın ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışırken diğeri çocuğun iç dünyasına odaklanıyordu.
Bu farklılıkları kadınların ve erkeklerin doğuştan gelen, değişmez özellikleri gibi değerlendirmek doğru olmaz. İnsanların problem çözme ve ilişki kurma biçimleri kişiliklerinden, yetiştirilme tarzlarından, deneyimlerinden ve toplumsal beklentilerden etkilenir. Bazı ebeveynler önce çözüm üretir, bazıları önce duyguyu anlamaya çalışır. En etkili yaklaşım çoğu zaman bu iki yolu birleştirmektir.
Murat'ın defteri, Efe'nin davranışlarının belirli koşullarda arttığını gösterdi. Zeynep'in gözlemleri ise Efe'nin heyecanlandığında ve kendisini ifade edemediğinde daha çok zorlandığını ortaya çıkardı.
Böylece aile, "Efe neden söz dinlemiyor?" sorusundan "Efe hangi durumlarda kendini yönetmekte zorlanıyor ve ona nasıl destek olabiliriz?" sorusuna geçti.
Bazen bir çocuğa yardım etmenin ilk adımı, sorduğumuz soruyu değiştirmek değil midir?
3. BÖLÜM: DÜRTÜSELLİĞİN TARİHSEL VE TOPLUMSAL YÜZÜ
Efe'nin öğretmeni, aileyle yaptığı görüşmede ilginç bir noktaya değindi. Geçmişte hareketli, sabırsız veya yerinde duramayan çocukların çoğu zaman "şımarık", "terbiyesiz" ya da "yaramaz" olarak tanımlandığını söyledi.
Çocuk gelişimine ilişkin bilimsel bilgi arttıkça davranışları yalnızca ahlaki bir mesele olarak değerlendirmenin yetersiz olduğu daha iyi anlaşılmaya başlandı. Özellikle 20. yüzyılda gelişim psikolojisi, çocukların dikkat, öz düzenleme ve davranış kontrolü becerilerinin nasıl geliştiğine ilişkin araştırmalarla önemli ölçüde ilerledi. Dürtüsellik de bu çerçevede daha kapsamlı biçimde incelenmeye başladı.
Bununla birlikte toplumsal beklentiler hâlâ çocukların nasıl değerlendirildiğini etkiliyor.
Sessizce oturan, yetişkinlerin sözünü kesmeyen ve verilen görevleri hemen yerine getiren çocuklar genellikle "uslu" olarak tanımlanıyor. Daha hareketli, çok soru soran veya beklemekte zorlanan çocuklar ise zaman zaman olumsuz etiketlerle karşılaşabiliyor.
Oysa bir çocuğun sessiz olması her zaman kendini iyi düzenleyebildiği anlamına gelmediği gibi, hareketli olması da mutlaka bir sorun yaşadığı anlamına gelmez.
Üstelik günümüz çocuklarının yaşadığı koşullar da farklı. Uzun süre oturmayı gerektiren okul düzenleri, yoğun günlük programlar, düzensiz uyku, aile içindeki stres ve sürekli değişen uyaranlar bazı çocukların kendilerini düzenlemelerini zorlaştırabilir. Bunlar her çocukta aynı sonucu doğurmaz; ancak değerlendirme yapılırken çevresel koşulların da dikkate alınması gerekir.
Efe'nin öğretmeni aileye şu cümleyi söyledi:
"Biz Efe'yi yalnızca sınıf düzenine uyum sağlayan bir çocuk hâline getirmeye çalışırsak onun neye ihtiyaç duyduğunu kaçırabiliriz. Amacımız, hem kendisini ifade edebilmesi hem de başkalarının sınırlarını öğrenebilmesi."
Bu cümle Zeynep'in aklında kaldı. Çünkü Efe'nin davranışlarını anlamak, ona her istediğini yapma özgürlüğü vermek demek değildi. Tam tersine, hem kendi duygularını yönetmeyi hem de diğer insanların haklarını gözetmeyi öğrenmesine yardımcı olmak demekti.