Kimler seçimde oy kullanamaz ?

Dusun

New member
Seçimlerde Oy Kullanamayacaklar: Bir Hikaye Üzerinden Anlamaya Çalışalım

Bir gün, küçük bir kasabanın meydanında, seçim günü yaklaşırken herkesin heyecanlı bir şekilde sohbet ettiğini düşündüğünüzde, bir grup insanın bu heyecana katılamayacağını öğrendim. O anda kasaba meydanında olan bir grup insanın, bu sabah seçimde oy kullanmak için sabah erken saatlerde gidecekleri sandıkların yolunu tuttuklarını düşünürken, bir şekilde dışarıda bırakılan ve bu haktan mahrum bırakılanların bir arada olduğu bir grup insan gözlerimin önüne geldi. Gerçekten de oy kullanmayan insanlar kimdi? Bu durumu anlamak için kasaba halkının içinden birkaç kişinin hikâyesini dinlemek istedim.

İlk Hikaye: Bir Seçim Hakkı Kaybı

Kasaba meydanındaki kahvehaneye adımımı attığımda, bir köşede oturan Ayşe ile sohbet etmeye başladım. Ayşe, kasabanın en uzun süreli sakinlerinden biriydi ve bu seçimde de oldukça heyecanlıydı. Ancak bir sorusu vardı; "Neden bazı insanlar seçimlerde oy kullanamıyorlar?" dedi. Ona hemen Kasaba Meydanı'nda, biraz daha köklü bir tarihe dayanan bir hikaye anlatmaya başladım.

Ayşe'nin babası, 1960'larda kasabanın önde gelen tüccarlarından biriydi ve uzun yıllar boyunca, bir zamanlar ülke genelinde geçerli olan bir seçim yasağına maruz kalmıştı. O dönemde, askerî yönetim nedeniyle ülke çapında bazı kategorilerdeki insanlar, oy kullanma haklarından mahrum bırakılmışlardı. Birçok insan, siyasi suçlar veya özel bir durumu nedeniyle oy verme haklarını kaybetmişti.

Ayşe’nin babası, o dönemde, yaşı ilerlemiş olmasına rağmen, bu tür yasaklardan nasibini almış ve kendi seçim hakkını kaybetmişti. Kendisinin de zamanla bu yasağa dikkat etmediği, seçim günü sandıklara gitmediği günler olmuştu. Sonunda, 1980'lerde, anayasa değişiklikleriyle bazı yasaklar kalktı, ancak hala ülkede çeşitli gruplar ve insanlar, bazı gerekçelerle bu haktan mahrum bırakılabiliyorlardı.

Ayşe'ye, "Düşün" dedim. "Düşün, kasaba meydanındaki bu insanların kimlerin seçim hakkından mahrum bırakıldığını tam olarak kavrayabiliyor muyuz?" diye sordum.

İkinci Hikaye: Kadınların Gücü ve Empati

Daha sonra, kasaba meydanına doğru yürürken, bu kez Zeynep’le karşılaştım. Zeynep, kasabanın okullarında öğretmenlik yapıyordu. Zeynep ile konuşurken bir süre sonra toplumun genelinde kadınların, özellikle de annelerin, seçim ve toplum üzerindeki etkilerinden bahsettik.

Zeynep, kadınların hem seçimdeki hakları hem de sosyal adalet mücadelesindeki konumlarını her zaman çok önemsemişti. Beni, 1934’te Türk kadınlarına seçme hakkının verilmesinin ardından yaşanan toplumsal değişimlere dair bilgilendirdi. O dönemden günümüze kadınların toplumda daha fazla temsil edilmesi gerektiğini savundu.

Zeynep, "Bazen insanlar, kadınların toplumda daha fazla yer almasını gereksiz bir tartışma gibi görebilirler," dedi. "Fakat o dönemde, hem erkekler hem de kadınlar için seçimde oy kullanma hakkı bir insanlık meselesiydi. Yıllar sonra bugün, kadınların toplumsal gücü sadece sayıların artışıyla değil, seçimlerde, siyasette seslerinin ne kadar önemli olduğunu anlamaya başladıkça artacaktır."

Zeynep’in sözleriyle bir kez daha anladım ki, seçme hakkı, sadece fiziksel ya da hukuki bir işlem değildir; toplumsal olarak bu hak, kişilerin sesini duyurabilmesi, toplumu bir arada tutabilmesi ve bir güç oluşturabilmesi için gereklidir.

Üçüncü Hikaye: Seçim Haklarından Mahrum Olma

Zeynep ile konuştuğumda, işin empatik yönüne dair önemli bir bakış açısı kazandım. Ancak kasabada bir başka hikâye vardı; bu, toplumdan dışlanmış, belki de hepimizin unuttuğu bir kesimin hikâyesiydi. Can, kasabanın en genç üyelerinden biriydi ve yaşadığı kasvetli hikâyeyi, bir başka gençle paylaştı.

Can, "Bir gün bir şeyler değişti," dedi. "Seçim hakkım olmadan bir şeyler yapmayı düşündüm ama ne yazık ki bazıları, devletle ya da sistemle bir sorunu olan insanları, kişisel sebeplerle dışlayabiliyor. Oysaki kimseye sormuyorlar, kimseye ‘Neden seçme hakkınız yok?’ demiyorlar." dedi ve üzüntüyle konuşmasına devam etti.

Kasaba halkının bazı üyeleri için seçim hakkı, yaşları küçük olduğu için, genellikle devlete karşı karıştıkları bir sorun oluyordu. Bu, kimseyle bir sorunu olmayan, ancak vatani görevlerini yerine getirmeye yetecek kadar olgun olmayan insanların bir sıkıntısıydı. Çünkü bu insanlara devletin verdiği şey, sadece sayıdan ibaret bir seçim hakkıydı.

Sonuç Olarak: Herkesin Hakkı Vardır

Ayşe'nin babasının, Zeynep’in kadın hareketinin ve Can’ın yaşadığı toplumda haksız yere dışlanmış olanların anlattığı bu hikayeler, bizlere gösteriyor ki seçim hakkı, toplumsal düzenin temel taşlarından biridir. Herkesin bu hakka sahip olması gerektiği gerçeği, sadece hukukî bir sorumluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir adalet meselesidir.

Peki, sizce seçimde oy kullanamayanlar kimlerdir? Ve bizler bu durumu daha adil bir şekilde nasıl değiştirebiliriz?