Dip Olmayan Balıklar Hangileridir? Denizin Derinliklerinden Gelen Bir Hikâye Geçen yaz, uzun zamandır görmediğim dedemle sahilde otururken bana çocukluğumdan beri aklımda kalan bir soru sordu: “Denizde yaşayan her balık mutlaka dibe iner mi?” İlk başta bunun basit bir soru olduğunu düşündüm. Sonuçta balık dediğimiz canlılar denizde, gölde veya akarsularda yaşar; bazıları dipte dolaşır, bazıları da suyun içinde yüzerek hayatını sürdürür. Fakat dedemin sorusunun arkasında çok daha büyük bir merak vardı. Hangi balıklar deniz tabanına inmeden yaşar, neden sürekli suyun içinde kalırlar ve bu yaşam biçimi onların hayatta kalmasını nasıl etkiler? O gün başlayan sohbet, birkaç gün sonra ailece katıldığımız küçük bir balıkçılık gezisine dönüştü. Hem balıkçıların anlattıklarını dinledik hem de deniz canlılarının yaşam alanlarını araştırdık. Öğrendiklerim, balıkların dünyasına ilişkin bildiklerimi değiştirdi. Burada öğrendiklerimi, küçük bir sahil kasabasında geçen hikâyenin içine yerleştirerek paylaşmak istiyorum. Belki siz de yazının sonunda denize baktığınızda daha önce fark etmediğiniz ayrıntıları düşünmeye başlayacaksınız. 1. Bölüm: Sahilde Başlayan Merak Dedem, çocukluğunun büyük bölümünü Ege kıyılarında geçirmiş eski bir balıkçıydı. Denizle ilişkisi yalnızca geçimini sağlamakla sınırlı değildi. Havanın değişmesinden, suyun renginden, kıyıya vuran yosunlardan ve balıkların hareketlerinden anlam çıkarmayı severdi. Bir sabah erkenden balıkçı barınağına gittik. Teknelerin arasında ağlarını onaran Hasan Usta'yı gördük. Dedem, ona denizin dibinde yaşamayan balıkların hangileri olduğunu sordu. Hasan Usta gülerek, “Evlat, balıkların hepsi aynı mahallede oturmuyor ki! Kimi dibi sever, kimi açık sularda dolaşır, kimi de hayatının bir bölümünü yüzeye yakın geçirir,” dedi. Yanımızda bulunan Deniz isimli genç bir deniz biyoloğu da sohbete katıldı. Deniz, balıkların yaşam alanlarını anlamak için yalnızca nerede yüzdüklerine bakmanın yeterli olmadığını söyledi. Beslenme biçimleri, vücut yapıları, avcılarından korunma yöntemleri ve üreme dönemleri de önemliydi. Benim için ilk şaşırtıcı nokta buydu: Denizin içinde yaşayan canlıları yalnızca yüzeyde, ortada ve dipte yaşayanlar şeklinde ayırmak kolay görünse de doğadaki sınırlar her zaman bu kadar kesin değildi. Peki, siz hiç denize bakıp suyun altında hangi canlıların nerede yaşadığını merak ettiniz mi? 2. Bölüm: Dipte Yaşamayan Balıklar Hangileridir? Deniz biyoloğu Deniz, bize deniz biliminde kullanılan önemli bir ayrımı anlattı. Deniz tabanında veya tabana yakın yaşayan balıklara genel olarak demersal ya da bentik yaşamla ilişkili balıklar denirken, su kütlesinde yaşayan ve deniz tabanına bağımlı olmayan balıkların önemli bir bölümü pelajik balıklar olarak adlandırılır. Pelajik balıklar, yüzeye yakın sulardan açık denizin daha derin katmanlarına kadar farklı bölgelerde yaşayabilir. Dolayısıyla “dip olmayan balık” ifadesi, çoğunlukla deniz tabanında yaşamayan veya beslenmek için sürekli dibe bağlı olmayan balıkları anlatmak için kullanılır. Deniz, çantasından küçük bir not defteri çıkarıp örnekleri sıraladı. Hamsi: Sürüler Hâlinde Hareket Eden Küçük Gezgin Hamsi, Karadeniz denildiğinde birçok kişinin aklına gelen ilk balıklardan biridir. Genellikle sürüler hâlinde yaşayan, planktonla beslenen ve su sütununda hareket eden pelajik bir balıktır. Hamsiler, besin kaynaklarının ve çevre koşullarının durumuna göre suyun farklı katmanlarında bulunabilir. Bu nedenle onları deniz tabanına bağımlı balıklar arasında değerlendirmek doğru olmaz. Hasan Usta, “Bir hamsiyi tek başına düşünme. Asıl gücü sürüsünde,” dedi. Bu söz, yalnızca balıkların hareketini değil, doğadaki dayanışma ve birlikte hareket etme biçimlerini de düşünmeme neden oldu. Sardalya: Açık Sularda Yaşam Sardalya da sürüler hâlinde yaşayan pelajik balıklardandır. Genellikle kıyıya yakın açık sularda ve yüzeye yakın katmanlarda görülebilir. Beslenmesinde plankton önemli bir yer tutar. Sardalyaların sürü davranışı, avcılardan korunmalarına ve besin kaynaklarını takip etmelerine yardımcı olur. Ancak bu, her zaman aynı derinlikte yaşadıkları anlamına gelmez. Su sıcaklığı, besin bolluğu ve mevsimsel hareketler dağılımlarını etkileyebilir. Deniz, sardalyaları anlatırken önemli bir ayrıntıya dikkat çekti: Bir balığın yüzeye yakın bulunması, hayatının bütününü yüzeyde geçirdiği anlamına gelmez. Yaşam alanları koşullara göre değişebilir. Uskumru: Sürekli Hareket Hâlindeki Avcı Uskumru, açık sularda hareket eden pelajik balıklara güzel bir örnektir. Küçük balıklar ve çeşitli deniz canlılarıyla beslenir. Hareketli yapısı ve vücut biçimi, su içinde etkili biçimde ilerlemesine yardımcı olur. Uskumrunun yaşamı, denizdeki besin zincirinin birbirine nasıl bağlandığını gösterir. Planktonla beslenen küçük canlılar, küçük balıklar ve onları avlayan daha büyük balıklar arasında sürekli bir enerji aktarımı gerçekleşir. Bu noktada dedem araya girdi: “Denizde herkes bir başkasının hayatına dokunuyor. Bir balığı anlamak için bazen onun ne yediğine değil, kimin yemeği olduğuna da bakacaksın.” Bu cümle, hikâyenin ilerleyen bölümünde yeniden aklıma gelecekti. Palamut: Göç Eden Bir Deniz Yolcusu Palamut, açık sularda ve kıyıya yakın deniz alanlarında görülebilen hareketli bir balıktır. Özellikle mevsimsel göçleriyle tanınır. Beslenme ve üreme koşulları, bulunduğu bölgeyi ve hareketlerini etkileyebilir. Palamut gibi balıklar, denizin tek bir noktadan ibaret olmadığını hatırlatır. Bir balığın yaşam döngüsü farklı bölgeleri kapsayabilir. Bu yüzden yalnızca bir kıyıda veya belirli bir derinlikte gözlem yapmak, onun bütün yaşamını anlamaya yetmez. Ton Balığı: Açık Denizin Güçlü Yüzücüsü Ton balıkları, pelajik yaşamın en dikkat çekici örnekleri arasındadır. Türüne bağlı olarak uzun mesafeler kat edebilir ve geniş okyanus alanlarında dolaşabilirler. Bazı ton balıkları suyun farklı derinliklerine inebilse de genel olarak deniz tabanında yaşayan balıklar değildir. Yaşamları, açık su ortamıyla yakından ilişkilidir. Deniz, ton balıklarını anlatırken şu ayrımı özellikle vurguladı: “Dipte yaşamamak, hiç derine inmemek demek değildir. Bir balığın yaşam alanı ile zaman zaman bulunduğu derinliği birbirine karıştırmamak gerekir.” İşte konunun en önemli noktalarından biri buydu. 3. Bölüm: Bir Balığın Yaşam Alanı Neden Önemlidir? Öğleden sonra küçük bir tekneyle kıyıdan açıldık. Denizin yüzeyi sakin görünüyordu. Dedem oltasını hazırlarken Deniz, balıkların yaşam alanlarını belirleyen unsurları anlatmaya devam etti. Suyun sıcaklığı, oksijen miktarı, ışık, akıntılar ve besin kaynakları, balıkların hangi derinlikte bulunacağını etkileyebilir. Bazı türler gün içinde farklı su katmanlarına hareket ederken bazıları mevsimsel göçler yapar. Örneğin hamsi ve sardalya sürüleri, besin kaynaklarına bağlı olarak farklı derinliklerde bulunabilir. Ton balıkları ise avlarını takip ederken su sütununun farklı katmanlarına inebilir. Ancak bu hareketlilik onları dip balığı hâline getirmez. Deniz tabanına yakın yaşayan kalkan, dil balığı ve bazı mezgit türleri ise farklı bir yaşam stratejisine sahiptir. Bu balıkların beslenme ve korunma biçimleri, deniz tabanıyla kurdukları ilişkiye göre şekillenir. Deniz, “Bir canlının nerede yaşadığını anlamak, onun nasıl yaşadığını anlamanın ilk adımıdır,” dedi. Bu cümle bana insanların yaşam alanlarıyla kurduğu ilişkiyi de düşündürdü. Bir sahil kasabasında büyüyen birinin denizle ilişkisi, iç bölgelerde yaşayan birininkinden farklı olabilir. Çevre, yalnızca fiziksel koşullarımızı değil, düşünme biçimimizi ve alışkanlıklarımızı da etkiler. 4. Bölüm: Erkek Balıkçıların Stratejisi, Kadın Araştırmacının Empatisi Tekne kıyıya dönerken Hasan Usta'nın yıllar boyunca geliştirdiği balıkçılık yöntemleri hakkında konuşmaya başladık. Hangi mevsimde hangi türün daha çok görüldüğünü, akıntıların ağları nasıl etkilediğini ve hava durumunun avcılığı nasıl değiştirdiğini dikkatle takip ediyordu. Hasan Usta, sorunları parçalara ayırarak çözmeyi seviyordu. Önce hava tahminini inceliyor, sonra deniz koşullarını değerlendiriyor, en sonunda hangi rotayı izleyeceğine karar veriyordu. Onun yaklaşımı, deneyimle gelişmiş stratejik düşünmenin güzel bir örneğiydi. Deniz ise aynı meseleye farklı bir açıdan bakıyordu. Balıkçıların geçim kaygılarını, küçük ölçekli avcılığın aileler üzerindeki etkilerini ve aşırı avlanmanın gelecek kuşaklarda yaratabileceği sorunları birlikte değerlendiriyordu. Bir süre sonra ikisi arasında kısa ama düşündürücü bir konuşma geçti. Hasan Usta, “Balık azaldığında önce nedenini bulmamız, sonra da avlanma yöntemimizi değiştirmemiz gerekiyor,” dedi.